AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2020 Cumartesi

SEÇİMLER İÇİN YİNE ,YENİDEN , AYASOFYA PROVAKASYONU MU?


Yannis Vasilis Yaylalı

Anlaşılan o ki hükümet ve taraflı  Cumhurbaşkanı önümüzde zamanda yeni seçimlere hazırlık çalışmasının startını verdi.  Türkiye'de bir süredir inanılmaz şekilde toplumun bir kesimini  provoke edecek çabaları gözlemliyoruz.
Tabi toplumun bir kesiminde infaala sokacak bu karar,  toplumun diğer kesimin de özellikle milliyetçi-muhafazakar kesimde memnuniyet yaratıyor.Özellikle pandemi sürecini de iyi yönetemeyen hükumetin bu kesimden gelecek tepkileri önlemek ve kendilerini tekrar desteklemesi için Kürtlerden başlayarak yeni yönelimlerin devreye sokulduğunu görüyoruz.  

Hükümetin Kürtlere ait belediyelere kayyum atamalarını tekrar başlatması, yine aynı süreçte Kürt mezarlarına saldırıların artması ve ardından Kürtlerin simge isimlerinden Leyla Güven'in de aralarında bulunduğu, CHP'li Berberoğlu'nun da içerisinde dahil edildiği 3 milletvekillerin yargıtay kararlarının kesinleşmesiyle hızlı şekilde kararın TBMM'ye getirilip okutulmasıyla milletvekillkleri düşürüldü ve hepsi TV şovlar eşliğinde tutuklandı. Yine aynı günlerde İstanbul'un Osmanlı tarafından ele geçirilisinin 567.yılı dolayısıyla yeni bir Ayasofya provakasyonuna da start verildi. 

AYASOFYANIN TÜM INSANLIĞA AİT BIR DEGER OLDUĞUNU BELİRTEN YUNANİSTAN DEVLETİ: 'TÜRKİYE'Yİ BIR KEZ DAHA ULUSLARARASI YÜKUMLÜLÜKLERİNE SAYGI GOSTERMEYE ' DAVET ETTİ 

Yunanistan, Konstantinopolis'in Osmanlı tarafından  ele geçirilisinin 567.  yıldönümü dolayısıyla Türkiye devletinin yaptığı kutlamalara Ayasofya'yı  da dahil ederek Kur'an'da yer alan fetih süresinin okunmasıyla ilgili gecikmeden tepki verdi.Yunanistan devleti “Bugün, UNESCO tarafından 1935’ten beri müze olarak işlev gören, dünya mirası alanı olarak korunan ve küresel bir anıt olan Ayasofya’nın içinde Kur’an’dan pasajların okunması, sadece buranın anıt olarak tanımlanması adına kabul edilemez bir girişim değil, aynı zamanda dünyadaki Hristiyanların dini duygularına da bir hakarettir. Bu eylem uluslararası topluma hakarettir ve bir kez daha Türkiye’yi ifşa etmektedir. Türkiye, hem Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesine hem de üyesi olduğu UNESCO’ya saygı göstermekle yükümlüdür. Türkiye’yi bir kez daha uluslararası yükümlülüklerine saygı göstermeye ve iç menfaatleri, Ayasofya kadar önemli bir anıtın çok ayrıcalıklı olan koruyucusu olma rolünün önüne koymayı bırakmaya çağırıyoruz. Ayasofya tüm insanlığa aittir” dedi

Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu 24 TV'de gündeme ilişkin açıklamalarda  bulundu . Çavuşoğlu, Yunanistan'ın,Konstantinopolis'in ele geçirilişinin  567. yıl dönümü kapsamında  Ayasofya da 'fetih süresi'nin okunması etkinliğine yaptıgı eleştirileri değerlendirdi. 

Bakan Çavuşoğlu Yunanistan'dan gelen tepkiler üzerine 'hoşgörülü' olduklarını bakın nasıl da anlatıyor. "Ayasofya Yunanistan'a bağlı değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir mülküdür. Yunanistan'ın Ayasofya'da Kur'an-ı Kerim okundu diye sesini çıkarması saçmalık ve haddini aşmaktır".  Pes doğrusu yani böyle hoşgörü Amerika da bile yoktur. Farklı inançlara saygıdan bahset sonra " Ayasofya Yunanistan'a bağlı değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir mülküdür." Hoşgörü deryasına düşmüş olan Turkiye kesiminin bununla yetinmesini beklemek oldukça ayıp, bakın sonra Çavuşoğlu sözlerine nasıl devam ediyor.  "Bu kadar yüzsüzlük nasıl yapılabilir, nasıl açığa vurur inanamıyor insan. Türkiye toprakları içinde ezanın ya da Kur'an-ı Kerim'in nerede ne zaman okunacağını başkası, Yunanistan belirleyemez" diye de açıklamalarını sürdürdü. Sayın Çavuşoğlu'nun  genel yaklaşımına  baktığımızda dışişleri bakanı gibi değil de sanki propaganda bakanı gibi hareket ettiğini görüyoruz.Yapılan durumun bir açıklaması yok ama hadi Kuran'ı okuduğunuz yer 567 yıl önce  ele geçirilmiş bir yer olmasa, Kuran da o kadar barışçıl bölümler varken Fetih suresi okunmasa ve resmi yalanların dışında zaten çökmek üzere olan bir kentte (567 , Konstantinopolis)katliam, yağma ve tecavüzler olmamış olsa belki kısmen anlayış gösterilebilir ve yaptığınız şey üzerine konuşma dahi  yapmazdık,lakin Helenler de derin izler bırakan bir dönemdi.

Yunanistan'a gelince hiddetiniz o kadar çok ki Yunan hükümetinin verdiği barışçıl mesajı ve koruma isteğini dahi duymuyorsunuz, ya da duymak istemiyorsunuz.Ayasofya'nin insanlığa ait bir yer, değer olduğunu belirtiyor ve  ' Türkiye, hem Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunması Sözleşmesine hem de üyesi olduğu UNESCO’ya saygı göstermekle yükümlüdür. Türkiye’yi bir kez daha uluslararası yükümlülüklerine saygı göstermeye ve iç menfaatleri, Ayasofya kadar önemli bir anıtın çok ayrıcalıklı olan koruyucusu olma rolünün önüne koymayı bırakmaya çağırıyoruz. ' diyor. Yunanistan devletinin  bu söylediklerinde tek hiddetlenecek yer var Ama Çavuşoğlu siyaseten deneyimli biri olarak bu söylenenleri manipüle ediyor ve ondan dikkatleri uzaklaştırmaya çalışıyor. Yunanistan aslında ' iç menfaatleri, Ayasofya kadar önemli bir anıtın çok ayrıcalıklı olan koruyucusu olma rolünün önüne ' koymayın diyor. Bence kızdıkları yer burasi ,onları dedirten şey yaptıkları çirkin oyunun ulusal ya da uluslararası kamuoyunda deşifre olmasındandır.Yoksa Yunanistan devletinin Ayasofya için için yaptığı açıklama oldukça olgun ve anlaşılır tabi onlar başka anlamak istiyor 

TÜRKİYE CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN AYASOFYA'NIN CAMİİYE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ İÇİN 'ÇALIŞMA YAPIN ' TALİMATI VERDİ

Kontantinopolis'in Osmanlı tarafından ele geçirilisinin 567.yılı vesilesiyle Ayasofya ile ilgili tüm  bu süreçleri başlatan Turkiye'nin taraflı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AK Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, son günlerde ibadete açılması tartışılan Ayasofya da gündeme geldi. Erdoğan'ın gerilimi iyice arttıracak bir kararı bu toplantıda şu şekilde "Ayasofya'da namaz da kılınır, Fetih Suresi de okunur. Buna ancak ve ancak aziz milletimiz karar verir" değerlendirmesini yaptığı belirtildi. Edinilen bilgiye göre Erdoğan, Fatih Sultan Mehmet Vakfı'na ait olan ve İstanbul'un fethinin sembolü niteliğindeki Ayasofya'nın 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürüldüğünü anımsattı. Erdoğan, kurmaylarına "Ayasofya için bir çalışma yapın, değerlendirip konuşalım" açıkladı.

Hürriyet'ten Gizem Karakış'ın haberine göre; Erdoğan, "Ayasofya cami olarak turistler tarafından ziyaret edilmeye devam edilebilir. Sultanahmet'te olduğu gibi. Buna milletimiz karar vermeli" değerlendirmesini yaptı. Erdoğan toplantıda ayrıca "Bu konuda çok hassas olun" talimatını da vererek, acele edilmemesini, konunun iyi araştırılmasını istedi. 

ERDOĞAN'IN KURMAYLARI ÇALIŞMALARA DEVAM EDIYOR..

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Sözcüsü Ömer Çelik, AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı devam ederken, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Yapilan toplantıda Ayasofya'yı  camiileştirmeyle ilgili  de şu açıklamaları yaptı. 
“Türk siyasetinde 1934'ten beri bu konuda pek çok tartışma yapıldı. İnsanlığa ait bu miras, abidevi eser kilise olarak hizmet verdiği dönemlerden sonra cami haline dönüştürüldü ve milletin gözünde muazzam bir yeri bulunuyor. "Hem insanlık için son derece önemlidir hem de Ayasofya Camii olarak her zaman kalplerde, gönüllerde özel bir yere sahiptir. Çeşitli aşamalardan geçti bu süreç, çeşitli siyasi tartışmalar yapıldı.“Kuşkusuz Cumhurbaşkanımızın daha önceki açıklamaları da var; 'biz çalışırız, hangi karara vardığımızı yeri geldiği zaman açıklarız.' Halen o noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bu çalışmalar belli bir karar noktasına vardığı zaman Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından tabi ki açıklanacaktır'

KÜÇÜK ORTAK : “AYASOFYA’DAN ÇAN DEĞİL EZAN SESİ YÜKSELECEK

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündemle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamaları arasında Ayasofya da vardı.Küçük ortaktan  Erdoğan'a destek açıklaması gecikmedi . 
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ayasofya ile ilgili süren tartışmalar için “Son günlerde Yunanistan’ın sivil ve askeri yöneticilerinden gelen tehditvari açıklamalar milli tahammülü zorlamaktadır. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır Ayasofya’dan çan sesi değil Allah’ın izni ile ezan sesi yükselecektir.” dedi.

 CHP : '18 YILDIR İKTİDARSINIZ ,TEK ADAMIN KARARINA BAKAR İŞ ' 'AÇACAKSANIZ AÇIN '

CHP'nin Ayasoyfa tavrı ise CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak tarafından parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalar esnasında ifade edildi. Toplantının sonunda gazetecilerin Ayasofya'nın 'yeniden ibadete' açılmasıyla ilgili sorusuna  CHP Parti sözcüsü Öztrak  AKP'yi kastederek "18 yıldır iktidardasınız, tek adamın kararına bakar iş. Bunu istismar etmeyin, bunun üzerinden siyaset yapmayın, açacaksanız açın" dedi. AKP'nin 18 yıldır ne zaman başı sıkışsa Ayasofya'yı ortaya attığını savundu.

ERDOĞAN'IN TALİMATI SONRASINDA İLK FİİLİ HAREKETE GEÇEN 'SÜREKLİ VAKIFLAR TARİHİ ESERLERE VE ÇEVREYE HİZMET DERNEĞİ OLDU 

AKPli Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Konstantinopolis'in ele geçirilisinin 567. yılı etkinlikleri sonrasinda "Ayasofya'da namaz da kılınır, Fetih Suresi de okunur. Buna ancak ve ancak aziz milletimiz karar verir" demesinin hemen ardından kurmaylarına Ayasofya kilisesinin  camiiye dönüştürülmesi için çalışmalara başlayın talimatı vermişti. Bunun üzerine sağ ve muhafazakar parti, dernekçe vakıflar kendi aralarında bir yarışa girdiler. 

AYASOFYA KARARI İÇİN DANISTAY KARAR İÇİN 2 TEMMUZ 2020 TARİHİNİ GÖSTERDİ 

İlk önce bu durumdan kendine vazife çıkaran  'Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği' Ayasofya’nın camiye  döndürülmesi için başvuru yaptı. Danıştay 10. Dairesi yapılan başvuru dilekçesini ele almak için 2 Temmuz 2020 tarihini verdi. Unutmadan ekleyelimki 'Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği'  Ayasofya hakkında 2005, 2008, 2012, 2015 ve 2016 yıllarında çeşitli başvurular yapmıştı.

 İYİ PARTI'NİN 'AYASOFYA CAMİ'NİN MÜSLÜMANLAR İÇİN TOPLU İBADETE AÇILMASI ' ÖNERGESİNE AKP GECİT VERMEDİ 

Ardından IYI parti de bu kapsamda meclise "Ayasofya Cami’nin Müslümanlar için toplu ibadete açılması" amacıyla araştırma önergesi vermişti. Bu araştırma önergesinin sonucunu ise  IYI parti sosyal medya hesabından şu şekilde duyurdu: "Grup Başkanvekilimiz ve İzmir Milletvekilimiz Sayın D.Müsavat Dervişoğlu tarafından "Ayasofya Cami’nin Müslümanlar için toplu ibadete açılması" amacıyla Meclis Başkanlığına sunulan Araştırma Önergesi Ak Parti'nin ret, MHP ve HDP'nin çekimser oyları neticesinde kabul edilmemiştir.

HÜKÜMET ADINA SON NOKTAYI CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN KOYDU: 'DANIŞTAY'IN VERECEĞİ KARARI BEKLİYORUZ '

Recep Tayyip Erdoğan 8 Haziran Pazartesi günü TRT'de yaptığı açıklamada, "Bu sefer de kalkıyorlar sakın ha Ayasofya ile ilgili orayı camiye çevirmeyin diyorlar. Türkiye'yi siz mi idare ediyorsunuz? Böyle bir adım atılacaksa bunun yetki sahipleri bellidir. Bu ülkenin dinamiklerinde yanan bir şey var. Şu anda biz bir hukuk devleti olarak Danıştay'ın vereceği kararı bekliyoruz. Kararı verdikten sonra atılması gereken neyse o adımlar atılır" dedi

CHP ADINA KONUŞAN OLSA DA UZUN SÜRE SESSİZLİĞİNİ KORUYAN KILICDAROĞLU: 'YETKİ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DA '

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin MYK toplantısında gündeme ilişkin kritik başlıkları kurmaylarıyla birlikte masaya yatırdı. Ve sonunda Kılıçdaroğlu Ayasofya ile konuşma kararı verdi. Ayasofya için Kılıçdaroğlu:"Yetki Cumhurbaşkanı Erdoğan'da. 18 yıldır yapılmayan şey şimdi neden yapılmaya çalışılıyor" dedi. Kılıçdaroğlu kurmaylarının açıklamasını ve imasını tekrarladı. 

MİLLI GÖRÜŞ HAREKETI: 'AYASOFYA'YI POLEMİK KONUSU YAPMAYIN, BIR ADIM ATACAKSANIZ SAADET PARTISI OLARAK SIZE EN BÜYÜK DESTEĞİ VERMEYE HAZIRIZ '

Saadet partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya’dan iktidara şu çağrı yapıldı “Emin olun ki halk artık iktidardan Ayasofya’yı konuşmasını değil, atacağı adımı bekliyor. Gerekli siyasal çoğunluğu da var. İktidara tavsiyemiz; Ayasofya’yı bir polemik konusu yapmayın, siyasi rantlarınıza alet etmeyin. Bir adım atacaksanız başta Saadet Partisi olarak size en büyük desteği vermeye hazırız.”

GELECEK PARTİSİ LIDERI AHMET DAVUTOĞLU : KUTSALLARIMIZLA , ORTAK SEMBOLLERIMIZE SIKIŞTIĞINIZDA KULLANACAĞINIZ BİR KART MUAMELESI YAPMAKTAN VAZGEÇİN.  

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet  Davutoğlu, haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Ayasofya’nın muslümanların ibadetetine  açılabileceği yönündeki açıklamalarla ilgili  “Kutsallarımıza, ortak sembollerimize sıkıştığınızda kullanacağınız bir kart muamelesi yapmaktan vazgeçin” dedi. 

Davutoğlu “Kutsallarımıza, ortak sembollerimize sıkıştığınızda kullanacağınız bir kart muamelesi yapmaktan vazgeçin. Öncelikle şunu açıkça ifade edelim, Ayasofya sizin elinizde bir malzeme, bir araç veya bir pazarlık kartı değildir” ifadelerini kullandı. 

Davutoğlu , Ayasofya’nın fethin sembolü olduğuna dikkati çekerek “Cumhurbaşkanı çıksın, Ayasofya’nın açılmasının niçin tezgah olduğunu millete açıklasın. Ardından bu tezgahın nasıl bozulduğunu da bizlere bir anlatsın. Sonra oturur, Ayasofya’nın açılmasını beraber konuşuruz” görüşünü paylaştı.

Elbette Ayasofya kilisesi uzun süredir Türk politikacıların gündeminde, 60 yılların ortasından itibaren Ayasofya'nin statüsü ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Bugün yine Ayasofya'nin statüsünü  kamuoyunun gündemine taşıyan Türkiye Cumhûriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk olarak Ayasofya ile ilgili 2013 yılında konuşuyor . Cumhurbaşkanı Erdoğan 2013'te, Konstantinopolis'in ele geçirilişinin 560. yıldönümünü vesilesiyle  bazı muhafazakar-milliyetçi  sivil toplum kuruluşlarının "İstanbul'un fethinin imzası olan Ayasofya yeniden ibadete açılsın" çağrılarına da, bunun "bir oyun" olduğunu belirterek, neyi ne zaman yapacakların bildiklerini söyleyerek yanıtı vermişti. Tabi o dönem de başbakan olan Erdoğan yine aynı senenin Mayıs ayında partisinin Kızılcahamam'daki kampında milletvekillerinin konuyla ilgili soruları üzerine "Sultanahmet çok boş. Sultanahmet dolarsa Ayasofya'yı da gündeme alabiliriz" yanıtını vermişti. Erdoğan'ın en son konuşması ise 31 Mart yerel seçimleri öncesi TGRT de yayınlanan seçim özel programına konuk olan Erdoğan  Ayasofya müzesinin ücretsiz olmasıyla ilgili gelen soruya  "Olmayacak şey değil. Adını artık müze değil, Ayasofya Camii koyarız. Müze statüsünden çıkar" diyerek cevap vermişti. 

SON SÖZ YERİNE 

Türkiye devletinin muhafazakar  Cumhurbaşkanı Erdoğan Ayasofya konusunda  bu sefer oldukça ciddi gibi gözüküyor. Türkiye'deki muhalefetin söylemini de olduğu gibi yansıtmaya çalıştım. IYI parti daha ırkçı-milliyetçi söyleme sahip bir parti ve Erdoğan'ın siyaseten blöf yaptığını düşünerek, onu boşa çıkarmak için TBMM'ye Ayasofya'nin müslümanlar için ibadete açılması için  araştırma önergesi dahi verdi.Fakat ilginç olan ise Türkiye'de Ayasofya ile tartışmayı başlatan hükümet okan AKP mecliste bu araştırma önergesine hayır dedi. Bu oylamaya MHP ve HDP ise çekimser oy kullandi. Tepkisinin nedenini ise biz 2 temmuz'da ki Danıştay kararını bekleyeceğiz diye açıkladı.

IYI parti blöf olarak gördüğü bu karar için harekete geçen muhalif partiyken , CHP ve GELECEK partisi de AKP'nin Ayasofya üzerinden duygu sömürüsü yaptığını ve Ayasofya'yı siyasete alet etmemesi gerektiğini ifade ettiler. CHP "Yetki Cumhurbaşkanı Erdoğan'da. 18 yıldır yapılmayan şey şimdi neden yapılmaya çalışılıyor" diyerek önümüzde  seçim olabileceği ve Erdoğan'ın bu hareketinin nedeninin seçimler olduğu düşüncesi var.  Ayasofya ile ilgili  milliyetçi-muhafazakar oyların olduğu gibi AKP hanesine gitmesini böylece önlemek istiyor. Çok açık söyleyeyim bu iş blöf  olmaktan çıkarsa CHP AKP hükümetine destek verecek. Bunun yegane nedeni ise yine oy, yine siyasi rant olarak söyleyebilirim.

Davutoğlu ve GELECEK partisi AKP'ye seslenerek 'Kutsallarımıza, ortak sembollerimize sıkıştığınızda kullanacağınız bir kart muamelesi yapmaktan vazgeçin.' Dedi.  Erdoğan'ın son döneme kadar her Ayasofya meselesi açıldığında bu soruya karşı Ayasofya'nın müslümanlar için ibadete açılma  isteğinin aslında  'tezgâh ' olduğunu  söylüyordu.Bir çok boş cami var, siz önce Sultanahmed camini doldurun sonra ona da bakarız diyerek konuyu kapatıyordu. İşte Davutoğlu bu tezgâhı “Cumhurbaşkanı çıksın, Ayasofya’nın açılmasının niçin tezgah olduğunu millete açıklasın." sonra da ''Ayasofya’nın açılmasını beraber konuşuruz” dedi. Elbette Erdoğan'ın siyaseten demogoji yaptığını en iyi bilebilecek  insanlardan biri Ahmet Davutoğlu olsa gerek, çünkü Erdoğan'a siyasette uzun süre arkadaşlık etmiş birisidir. CHP gibi  GELECEK partisi lideri Ahmet Davutoğlu da blöf değilde TBMM'de Ayasofya'nın ibadete açılması dosyası  önlerine gelirse seve seve destek verecektir. SAADET partisi de GELECEK Partisi gibi Ayasofya'nın  istismar malzemesi olarak kullanılmasının karşısında fakat SAADET partisi de bu karar TBMM'ye geldiğinde destekleyerek partilerden olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

IYI partinin araştıma önergesine verilen tavırlara bakılınca beni oldukça  şaşırtan HDP'nin çekimser oy kullanmasıydi . Özellikle partinin internet sitesi olsun,gazeteler olsun neyi taradıysam bir sonuç alamadım. HDP Ayasofya ile tek bir söz dâhi etmemişti. IYI partinin Ayasofya'nın Müslümanlar için ibadete açılmasına hayır değil de çekimser oy kullanmasının bir açıklamasını açıkça ben bulamadım. Biz Rumlara ilişkin bir süredir sanki bilerek bir tavır sergileniyor,yada üst üste gelen şeyler bizi öyle düşünmeye sevk ediyor . Biliyorsunuz ki Nisan,Mayıs ve Haziran ayları Türkiye'de soykırım  aylarıdır.Bu sene HDP ve HDK bu aylar için çeşitli bildiriler ele alındı..İşte hazırlanan bildiriler ile Süryani, Ermeni ,Çerkez halkına yapılan soykırımlar  kınandı ve devleti soykırımlarla ile yüzleşmeye çağrıldı.Fakat HDP-KDK bu sene ki 19 Mayis 1919 Pontos Rum soykırımını görmezden geldi, tepkiler gelmeye başlayınca da ilerleyen saatlerde bildirisiz şekilde twiter hesabından Halklar ve İnançlar komisyonu attığı bir twitle soykırımı kınadı. Ve Kürtlere karışı devlet soykırım politikalarını tüm hızıyla yürütürlürken bizler ile olmak yerine HDP TBMM'de 23 nisan güzellemesi yapıyordu.Ne diyelim canları sağolsun , maalesef sözkonusu bizler olunca böyle ayrımcılıklar da normal oluyor.Neyse Ayasofya'ya dönecek olursam günlerdir medya taraması yapmama rağmen Ayasofya ile ilgili tek bir paylaşımdahi bulamadım.Elbette sevgili Garo Paylan twitter hesabından duyarlılık çağrısı yapan bir mail atmış, bizler Garo Paylan'ı kendisini çok iyi ifade etmesiyle de tanıyoruz.İsterdik ki üstü kapalı şekilde konuşmak yerine TBMM'de bu duruma ilişkin HDP ve kendisi ne düşünüyor anlatabilirdi, fakat böyle bir yol izlenmedi.Bu tavrın nedenini umarim birgün kendileri bize anlatır, hem biz Ortodokslar açısından hem de insanlık mirası olan Ayasofya'ya bu şekilde bir saldırı söz konusu iken bu sessizlik HDP için oldukça manidar olduğunu söylemeliyim. Umarım HDPli dostlarımız  bu ataleti üzerlerinden bir an önce atarlar ve geçmişte olduğu gibi yanımızda olmaya devam ederler. Ne olursa olsun bizler HDP'nin, Kürt halkının yanında durmaya devam edeceğiz. Faşizme, ırkçılığa, inkarcılığa karşı karşı ancak birlikte mücadele edersek başarılı oluruz. Küçük hesaplarla, günlük politikalar yüzünden birliğimizi tehlikeye atacak şeyler yaparsak geçmişte olduğu gibi bundan kazançlı çıkacak tek güç sadece soykırımcılar olacaktır. 

Ayasofya üzerinden geliştirilen şey sadece seçim blöfü mü? Bu hükumetin icraatlarına bakarsak her şeyin olabileceğini görüyoruz. Amberin Zaman bu konu hakkında 'Başka Bir Bizans Kilisesi Türkiye'de Cami Oluyor' adlı makale yayınladı. Iznik ve Trabzon da bulunan iki Ayasofya kilisesi üzerinden bir değerlendirme yazısıydı.Iki kilisenin de zamanla nasıl camiye dönüştürüldüğü anlatılıyordu. Bahse konu olan Iznik Ayasofyasi erken dönem Hıristiyanlığı sırasında yapılmıştı.Roma İmparatorluğu'nun dört bir yanından gelen din adamları , 325 yılında Birinci Ekümenik Konsey'de Hıristiyan inancı hakkında fikir birliğine varabilmek için Iznik Ayasofya kilisesinde  toplanmıştı .  Hıristiyanlık tarihi için çok ayrı yeri olan bir kiliseydi.Diğer bir çok kilise'de olduğu gibi uzun yıllar camii olarak kullanılmış, daha sonra müzeye dönüştürülmüştü. Bu konular ile ilgilenen Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, 2012 senesinin Temmuz ayında bu konuda şu açıklamayı yapmıştı  “İznik Ayasofya camisini ibadet etmek için açtık. İnşa'allah, Trabzon'daki Ayasofya camisinin açılışını da teslim edeceğiz. Cami müzeye dönüştürülmüştür, böyle şeyler kuralımız sırasında gerçekleşemez. Camiler Allah'a ibadet yeri ”dedi.Aynı sene Trabzon Ayasofya'nın da camiye dönüştürüldüğünün haberini yine müjdeyle verdiler 

Amberin Zaman iki Ayasofya kilisesinin dönüştürülme sürecindeki mahkeme kararları belki emsal teşkil edebilir dese de yazının sonunu ise şöyle bitiriyor. 'İstanbul'da Ayasofya'yı dönüştürmek çok zor görünüyor. Ünlü bazilika üzerinde restorasyon çalışmaları AKP yönetiminin on yılı boyunca devam etti ve yeni freskler ortaya çıkarıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya'nın geleceği hakkındaki spekülasyonları reddetti.  2012 yılında yaklaşık 3.3 milyon ziyaretçi alan müze, Bizans tarihçisi Kalas'ın “para üreten bir makine” sözleriyle. Kalas, Ayasofya'nın “tam da bu nedenle camiye dönüştürülmeyeceğine inanıyor..[hükümet] bunun olmasını istemediği için değil” dedi.' HDP hariç yukarıda görüşlerini aktardığım çoğu siyasetçi ve partiler de aslında bu sürece demogoji olarak bakıyorlar. Siyaseten hükümet partisi olan AKP'nin Ayasofya üzerinden rant devşirmenin peşinde olduklarını ifade ediyorlar. Bende aslında siyaseten bu süreci AKP'nin kullandığını düşünüyorum. Ayrıca Ambarin Zaman'in Bizans tarihçisi Kalas'tan alıntıladığı belirlemeye ek yapmak isterim.'Para üreten makina' iktidar olmadan hiç bir işe yaramaz, yani para kendisine gelmeyecekse hiç bir anlamı yok, Erdoğan'da iktidarı kaybedeceğini düşünürse şeytanla  bile yatağa girebilir. Çözüm sürecinin bitirilme tarzı, darbe girişimi fırsatçılığı ve Kürtlere karşı başlatılan soykırım,Suriye,Rojava ve Libya operasyonları bunu açıkca gösterdi. İki Ayasofya örneğinde olduğu gibi şu an ki iktidar ve ortakları eğer fırsatını bulursa Ayasofya'yı camiiye dönüştüreceklerinden hiç kuşkum yok, ha o fırsatı bulacaklar mı onu bilmiyorum, onu hep beraber göreceğiz

Şimdi ayakta duran,Ortodoks dünyası için çok büyük öneme sahip olan, ayrıca insanlık mirası olan ve Unesco tarafından koruma altına alınan Ayasofya I.Justinianus'a karşi dini bir yaklaşımı olan Nika ayaklanması sırasında imparatora tepki olarak yakılan II.Ayasofya'nın yerine yine aynı yerde 532-537 tarihinde Bizans imparatoru Justinianus tarafından yaptırılmıştır. Şimdiki Ayasofya'ya göre ilk iki Ayasofyadaha mütevazi yapılardı. II. Ayasofya'nın 23 şubat 532 yılında yıkılmasından hemen bir kaç gün sonra kendinden önce gelen tüm imparatorlardan daha görkemli bir kilise yaptırmak için talimat verdi. Kilisenin yapımı için mimarlar olarakfizikçi Miletli İsidoros ile Matamatikçi Trallesli Anthemius'u görevlendirdi.Bir anlatıya göre imparator Ayasofya için yapılan hiç bir planı kabul etmez. İsidoros tabi çalışmalara gece gündüz devam eder, iyice yorulan İsidoros taslakları hazırlarken uyuya kalır, uyandığında ise Ayasofya'nın hazırlanmış planını önünde bulur. Hızlı olması açısından da inşaatta kullanılacak malzemelerin üretilmesi yerine imparatorluk toprakları dahilinde yer alan tapınaklardan yontulmuş hazır malzeme kullanılma yoluna gidilmiştir. 'Böylece binanın yapımında Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan, Mısır’daki Güneş Tapınağı’ndan (Heliopolis), Lübnan’daki Baalbek Tapınağı’ndan ve daha birçok tapınaktan getirtilen sütunlar kullanılmıştır. Bu sütunların altıncı yüzyıl olanaklarıyla nasıl taşınabildiği ilginç bir konu oluşturmaktadır. Kaplama ve sütunlarda kullanılan renkli taşlardan kırmızı porfir Mısır, yeşil porfir Yunanistan, beyaz mermer Marmara Adası, sarı taş Suriye ve kara taş İstanbul kökenlidir. Ayrıca Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gelen taşlar kullanılmıştır.'(helenhaber) '23 Aralık 532'de başlanan yapım çalışması 27 Aralık 537'de tamamlandı. Kilisenin açılışını Justinianus ve patrik Eutychius büyük bir törenle birlikte yaptılar. Ayasofya o zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman'ın Tapınağı’ndan daha büyük olduğundan İmparator I. Justinianus (Jüstinyen) halka yaptığı açılış konuşmasında "Ey Süleyman! Seni yendim" demiştir.'(helenhaber)

Ayasofya kendi yerinde kendisinden önceki iki Ayasofya ile birlikte tam 1483 sene boyunca bir çok gücün egemenlik mücadelesine şahit oldu.Önce Bizans içerisinde ki egemenlik savaşlarına, daha sonra ise Bizans'a(Doğu Roma'ya) karşı egemenlik savaşlarına şahit oldu. Sırasıyla önce Latinler, sonra Osmanlı Konstanrinopolis'i alınca bu paha biçilemez olan insanlık abidesi güçlerinin simgesi haline geldi.Bizans ya da Doğu Roma için söylemek gerekirse Krallar ilk defa krallık taçlarını burada giydiler. Latinler haçlı seferlerinde Konstantinopolis'i alınca tüm  şehir yağmalandığı gibi Ayasofya'yı da yağmaladılar. Ayasofya'yı Rona Katolik kilisesine bağlı Katedral haline getirdiler ve yine Latin krallar burada kaldığı müddetçe krallık taçını burada giydiler. Osmanlı da benzer bir şeyi yaptı ve Konstantinopolis'in ele geçirilmesinin simgesi olarak bu mimarı harikası Ayasofya'yı seçti. Ayasofya'yı her ele geçirenin yaptığı gibi Osmanlı'da kendi ibadet anlayışına göre Ayasofya'yı camiiye dönüştürdü.Osmanlı tarihteki yerini aldıktan sonra ortaya çıkan Cumhuriyet ise 1934-35senesi itibarıyla Ayasofya'yı müze haline getirdi. Unesco'nun dünya mirası listesinde de yerini alan Ayasofya nasıl ki 1483 senedir egemenlerin ulusal ve uluslararası güç savaşimlarına karşı direnmişse,bundan sonra da direnmeye devam edecektir.

Coğrafyamız özelinde söylemem gerekirse insanlık maalesef yine sınıfta kaldı.Ayasofya bir anlamıyla da insanlığın kendisini test ettiği mihenk taşı özeliğine de sahip olduğunu düşünüyorum. Ayasofya öncelikle Ortodoks dünyası için, ayrıca insanlık mirası olarak çok büyük öneme sahiptir, Yaşadığımız coğrafya da Ayasofya ile birlikte 1500 yıllık insanlık deneyimi sonrasında bile hala bunları yapabiliyorsak, yada yapanlara karşı neredeyse hiç ses çıkaracak gücümüz yoksa, insanlığın karınca misali gibi dahi yol alamamış olduğunu üzülerek görüyoruz.Umarım ulusal ve uluslarararası kamuoyu harekete geçer de hükümetin ve ortaklarının hatta sessizliklerinden dolayı muhalefeti de katabiliriz ki böylesi bir mirası yok etmesine izin verilmez. Ayasofya'ya utancımızdan dolayı başımız aşağıdadır, bu utançtan ancak Ayasofya'ya olan görevimizi yerine getirerek kurtulabiliriz.Herkesin aklını kaybettiğini düşünmüyorum. Sağ ya da sol, aşağı ya da yukarısını ayırmadan, duyarlı olan her kesim elini taşın altına koyarak bu barbarlığı durdurmak için çaba sarf etmesini istiyorum

14 Haziran 2019 Cuma

YA ZALIM'IN YANINDA DURUP TOPAL OSMAN DİYECEKSİN, YA DA MAZLUMUN YANINDA DURUP HRANT DİNK , TAHIR ELÇİ DİYECEKSİN

YA ZALIM'IN YANINDA DURUP  TOPAL OSMAN DİYECEKSİN, YA DA MAZLUMUN YANINDA DURUP HRANT DİNK , TAHIR ELÇİ DİYECEKSİN

#HalaBuradayız

Yannis Vasilis Yaylalı

Seçimler dolayısıyla bir AKP klasiği ile daha karşı karşıyayız. Üç dönemdir AKP politikalarını takip edenler iyi bilir ki seçimler söz konusu olunca ilk akla gelen karşı tarafın ötekileştirilmesi politikasıdır. Kürtlere karşı girişilen ötekileştirme politikalarını biliyoruz artık, kısaca ifade etmek gerekirse 'terorizm ' eşitlenmek. Bu duruma bir çok kez şahit olduk, muhtemelen bundan sonra da benzeri şeylere şahit olacağız . Malum önümüz de kaybedilmiş bir seçimi kazanmak için yeni seçim var. AKPli yetkililer yine ötekileştirme politikalarını devreye sokacak da bu sefer karşılarında Kürtler yok da Trabzonlu Ekrem İmamoğlu var. Karediniz dediniz mi akla ilk gelen ve devreye neyin gireceği bellidir. 'Pontos,Pontosluluk ve Pontosculuk' hal böyle olunca karşı tarafı Pontoslu ,Pontoscu yaptıklarında onların elinde de üç halkın kasabı Topal Osman kalıyor.


Ben bu polemiğe dâhil olmayacağım, zaten dahil olunacak bir şey de kalmadı çünkü işin ilginç yanı bu linç kampanyasına maruz bırakılan da , bu linç kampanyasını örgütleyenler de kanlı katil Topal Osman'a bağlılık sözü verdiler. Bu arada olan yine bize oldu yine , herşeye rağmen  varoluş mücadelesi veren , hala kendini inkar etmeyen, susmayan Pontoslu Rumlar da var. Bu ötekileştirici kampanyanın alt metni doğru okunursa bir anlamda hala soykırıma, asimilasyona , inkara karşı ayak direyen Pontoslu Rumlara tehdit niteliğindedir. Bu olay bize bir kere daha  gösterdi ki  iktidarı ve muhalefeti ile soykırımda ısrar devam ediyor.

Bu seçim bahanesiyle bir kere daha iktidarı ve muhalefeti ile bizleri ötekileştirmeye maruz bırakan nefret söylemlerinden dolayı her iki tarafı da kınadığımı belirtirken bu dili ve üslubu kullanan kesimleri de ve derhal halkımızdan özür dilemeye davet ediyorum . İktidarı ve muhalefeti ile ne tür oyunlar organize ederseniz edin , ne kadar ötekileştirme politikalarını devreye soksanız sokun. Biz Pontoslu Rumlar ötekileştirmeyi kabul etmeyip sözümüzü çok çeşitli yollar ile söylemeye ve #halaburadayız demeye devam edeceğiz.

Peki seçim bahanesiyle bir ötekileştirme aracı olarak kullanılan ve her iki tarafın da bağlılık sözü verdiği Topal Osman kimdir ? Önce sırayla gidelim, mesela Topal Osman'ın Giresun'da olduğu zamanlar da ' verdiği bazı hizmetleri ' aktarmak istiyorum. Sonra sırasıyla bu anti-kahınamanın ülke sathında yaptıklarını , yaptıklarına karşı ise adli makamlardan tutun da en üst mülki amir ve siyasetçilere kadar ne tavır almışlar ortaya koymaya çalışacağım.

TOPAL OSMAN VE ADAMLARI YANLIŞ REÇETE  YAZDIĞI İÇİN RUM DOKTORU KATLETTİ.

Ümit DOĞAN'ın 'Mustafa Kemal'in muhafızı TOPAL OSMAN' kitabı Topal Osman'ın hunharca gerceklestirdiği bir çok cinayeti bir kahramanlık diye anlatıyor . Aslında bu tür anı kitapları dahi incelendiğinde nasıl korkunç bir şeyle karşı-karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bu kitap da bir çok cinayet kahramanlık gibi atlatılmış . Ben sadece Giresun da geçmiş olmasından dolayı  'Acente Katibi Yorgi'nin  ve Doktor Tomayidis'in katledilmesi olaylarını size paylaşacağım ve siz bakın bakalım bu kahramanlık mı,  yoksa hunharca işlenmiş cinayet mi .

ACENTA KATİBİ YORGO CİNAYETİ

Acente katibi Yorgi 'Türk Hükümeti olmaz Yunan Hükümeti olur bunda ne var?" Dediği için Topal Osman tarafından infaz edildi

"Acente Katibi Yorgi ve Ahiskalioğlu Ahmet Ağa'nın arasinda öncelen sika bir dostluk varken, izmir ve istanbul'un işgalinden sonra tipki Çıtroğlu Sava gibi, katip Yorgi'nin de hal ve hareketleri değişmeye başlar. Bir konuşma es nasinda Ahmet Ağa'ya Türk Hükümeti olmaz Yunan Hükümeti olur bunda ne var?" der. Bu sözleri içine sindiremeyen Ahmet Ağa, durumu Osman Ağa'ya anlatır. Osman Ağa Yorgi Efendi yanına çağır. Yorgi Efendi demek Türk Hükümeti olmaz Yunan Hükümeti olur, bunda ne var değil mi? ( 227) der. Yorgi, "evet Ağa hazretleri" diye cevap verirken başina geleceği anlamıştir. Yorgiyi o günden sonra gören olmamistir "

DOKTOR TOMAYİDİS CİNAYETİ

Doktor Tomayidis yanliş yazdığı söylendiği ilaçlar yüzünden Topal Osman ve adamları tarafından infaz edildi

"1920 yilinin Mayıs (228) ayında, iki Rum doktor Türk hastalan muayene et memeye başlar, ettikleri zaman da başka hastalığa ait reçeteler verirler. Türk hastalar, Türk doktorlara muayene olup ellerinde reçeteyi gösterip, bu ilaçlar kullandık fakat şifa bulmadık, derler. Türk doktorlar bu reçetelerin başka hastalıklara ait olduğunu hastalara anlatirlar.(229) Osman Ağa'nın yeğeni ile evli olan Türk doktor Hicabi Bey durumu Osman Ağa'ya anlatar. Ağa'nin bu duruma pek can sıkılır. Gümüşreisoğlu Mustafa Kaptan'a bu iki doktora gerekli cezanın verilmesini emreder. Mustafa Kaptan hasta numarası yapar ve doktoru eve çağirirlar. Olayin devamini Osman Fikret Bey'in anlarandan aktaralım :

'Kaptan Mustafa hasta olmuş, Hacıhüseyin Mahallesi'nde bir evde yatıyordu. Osman Ağa'dan baktırmasını istemiş. Aga bir doktora güya baktırmış,hastaluk teşhis edilememiş. Doktor Hicabi Bey konsulteye lüzum gostermiş ve Ağa'nın emir ve tavsiyesi ile şehir doktorları hastanın evine gönderilmiştir. Kimi münferit kimi meslektaşları ile gitmişlerdi. Eve ilk giren Doktor Tomayidis ve yaninda ihtiyaten giden babasi Doktor Savlidi ve Hükümet doktoru Ali Hikmet Beylerdir Salona ve sedirin üstüne oturuyorlar Bitişik oda da güya hasta var ve kapısı yarı açıktır.

Bu arada doktor Şaban Bey eve girmiş Hicabi Bey de girmek üzeredir silahlar patliyor Doktor Tomaydis, babasi ve Hikmet Bey vunuluyor.(230) Evet, Hikmet Bey de yanlislıkla vurulmuştur. Türk doktorlarin, Osman Aga'nin adamlarının Rum doktorlara öldüreceğinden haberleri yoktur. Silahlar patlayunca kaçmak isteyen Hikmet Bey, Osman Aga'nın onu hiç tanimayan bir adami tarafından yanlislikla vurulur. Osman Ağa çok uzulur ve sinirlenir "Bu hatay hanginiz yaptiniz?(231) . diyerek adamlarna bağırıp çağırsa da ne yazik ki iş isten geçmiştir" [ 227)Sarıbayraktaoglu a g e sayfa 88 I 228) Topallı a g e olayin temmuz ayında olduğunu yazar I 229) Sarıbayraktaoglu a g e sayfa 105 I 230)Topallı a g e sayfa 188 I 231) Sarıbayraktaoglu a g e ]

ASKER KAÇAĞI

Kahraman diye gösterilen Topal Osman[1] asker kaçaklarından biridir. Süren Osmanlı-Rus savaşına 1916 yılında Boçka'da dahil olmuş, çetevari davranışlarına orada da devam etmiş ve sıcak savaşı cepheyi görünce kaçma belirtisi göstermiş olduğu için birlik komutanı 50 değnek sopa cezası vermiştir. Bu sopayı bahane ederek çürük raporu almış ve savaştan kaçmıştır.

İngilizler İstanbul hükümetine verdikleri raporda Samsun ve çevresinde müslüman halkın Rumlara baskıda bulunduklarını bildirmiştir. İngiltere padişah Vahdettin'e bu bölgede Rumlara karşı girişilen saldırıların durdurulması için baskıda bulunur. Padişah yöredeki karışıklıkların önlenmesi amacıyla, Mustafa Kemal'i 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirir. Mustafa Kemal Hükümet Komiserliği ve askeri makamlara emir verme yetkisini de alarak 19 Mayıs 1919'da Padişah’ın emriyle Samsun'a gelir.

ARANAN ERMENİ KATİLİNE MUSTAFA KEMAL RİCASIYLAÜSTANBUL HÜKÜMETİNDEN AF..

Daha sonra Atatürk'ün fedaisi diye nam salacak olan Topal Osman bu namı haklı şekilde elde etmiştir. Ermeni katliamına karıştığından dolayı İstanbul divanı harb tarafından tutuklama kararı çıkmış ve aranmaktadır.[2] Aranmakta iken Teşkilat Mahsusa’nın son başkanı Hüsamettin Ertürk’e göre Mustafa Kemal Samsun gelir gelmez Havza'da topal Osman ile görüşmüştür.

8 Temmuz 1919 tarihinde Vahdettin tarafından tutukluluğu kaldırılır. Tam bu dönemde tutukluluğunun kaldırılması tabii oldukça manidardır. Daha önceki gösterdiği çabalar bu hapis cezasının kalkmasında etkisi bulunur. Yani daha açık söylemek gerekirse ermeni katliamındaki başarısından dolayı, yeni görevlere dahil edebilmek için hapis cezası kaldırılır. Karadeniz’deki bu yeni görevi bugün bilmeyen yok gibidir. Karadeniz'de kalan Rum halkının da ya öldürülmesi ya korkutulup kaçırtılması gerekmektedir. Bu durum için en uygun aday tabii Topal Osman ve çetesi olacaktır.

DİRİ DİRİ VAPUR KAZANLARINDA İNSAN YAKAR..

''Topal Osman[3] Ağanın yaptıklarını aktaran birçok anlatım bulunmaktadır. Bir kaçını ele alacak olursak, Falih Rıfkı'ya göre Topal Osman basılan her Türk evine karşı 3 Rum evini basmak, mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek, vapur kazanlarında kömür yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkenceleri ile bölgeyi Rumlardan tamamen temizler. Görevinde ne kadar başarılı olduğunu Genelkurmay raporlarından anlarız. O tarihte çetecilik olayına karışan Rum sayısı 11.118 iken Rum çeteciler tarafından öldürülen Türk köylü sayısı 1817’dir. 1914 Osmanlı Salnamesi’ne göre Trabzon, Sivas ve Kastamonu vilayetlerinde yaşayan 450 bin Rum’dan 86 bini 1. Dünya Savaşı sırasında Rusya’ya göç etmiş, 322 bini 1923 nüfus mübadelesiyle Yunanistan’a gitmiştir. Aradaki fark olan 65-70 bin Rum’un 1916-1923 arasında şu veya bu şekilde hayatını kaybettiği tahmin edilir. ''(Aktaran Stefanos Yerasimos, Pontus Meselesi, Toplum ve Bilim, 1988-89 Güz sayısı.)

Karadeniz'de yaşayan Pontos Rum halkı, ya da halkımız demek daha doğru olur, kendisine uygulanan pogrom (dinsel, etnik veya siyasi nedenlerle bir gruba karşı yapılan şiddet hareketleri) günü olarak Mustafa Kemal’in Samsun'a çıktığı günü belirlemiştir. Bunun nedeninin Pontos Rumlarına yönelen planlı ve programlı pogrom sürecinin bu dönemde başlaması olduğunu düşünüyorum.

İSTANBUL VE ANKARA HÜKÜMETLERİ HARİÇ HERKES ONDAN RAHATSIZDIR

Bir süre sonra yerel idareciler Topal Osman'ın ve çetesinin yaptıklarından rahatsız olur. En azından rapor yazanlar açısından öyle olduğunu düşünüyorum.

Mustafa Kemal ve arkadaşları ile İstanbul hükümeti, nerede ise tüm bu raporlara kayıtsız kalarak geçiştirirler.Tüm bu olup bitenlerin planlı ve projeli bir katliamın uygulanması anlamına geldiğini gösterir. Hem İstanbul hükümetinin , hem de Ankara Hükümetinin bu katliamlar da ki rolü vardır.

Topal Osman'ın tüm yaptıklarını burada vermek olanaklı değil, fakat aşağıda belli başlı olayları paylaşacağım. Siz de bu olayların neden sonuç ilişkilerine baktığınızda Topal Osman'ın katliam ortaklarını da orada göreceksiniz.

Ocak Ağustos 1920’de 3. Fırka komutanı Rüştü Bey BMM’ye Osman Ağa’nın eşkıyalığından, taşkınlığından şikayet eder. Mustafa Kemal’den Topal Osman’a çekilen tel şöyledir:

‘Hizmet vatanseverliğini takdir, fakat işlerinizde daima hükümeti güçlendirecek biçimde hareket etmeniz.’

1921’de Lazistan mebusu Osman Bey Mustafa Kemal’e bir telgraf gönderir ‘Bu cahil adamın şimdiye kadar Giresun’da yapmadığı rezalet kalmadı. Rumlardan ve ahaliden aldığı yüz binlerce liranın hesabını kimse soramıyor. Şimdi eşkıyalığını Trabzon liman içinde yapmaya başlıyor ki bu halin devamı pek çok çirkin olaya sebebiyet verecektir.’

RUM MALLARININ ÜZERİNDEN SERVET OLUŞTURUR

Giresun Sancağı Reji Müdürü Rükneddin Bey daha da cesurdur. Uzun mektubunda şöyle der:

‘Osman Ağa tümden cahil biri olup, geçmişte bir hiç olduğundan bahsetmeye gerek yoktur. 1. Balkan Harbinde bir ayağının sakat kalması sonucu gördüğü iltifat ve yardımlardan başlayarak kahvecilik, balıkçılık yaparken, göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir zamanda milyonerliğe çıkan bu zatın kurduğu zenginliğin zorla ele geçirme olduğunu gözler önüne arz ederim. Memleketi terk ederek başka bir ülkeye kaçan Rumların mülk ve bahçelerini kendine, akraba ve soyuna sopuna ve dalkavukları arasında böldüğü gibi, bunların İslam halktan alacaklarına karşılık kasalarında sakladıkları senetleri (...) çaresiz köylülere geri vereceği yerde (...) senetleri zorla ödetmek veya karşılığında bir bölüm Müslümanların bağ ve bahçelerini zaptetmiş ve tapularını elde etmiştir (...) Batı cephesinde görünüşte vatan hizmeti ile uğraşırken bile memleketi hâlâ pençesinde tutmak için her araca başvurmakta ve acımasız işler yaptırmaktadır.MUSTAFA SUPHİ VE ARKADAŞLARIN DA KATİLİDİR AYRICA

''28 Ocağı (1921) 29 Ocağa [4] bağlayan gecede, Kazım Karabekir’in son derece mahir manevrası sonucu, Rusya’dan ülkeye dönüş yapmaya kalkan, TKP üyesi Mustafa Suphi ve 14 yoldaşının hançerlenerek Karadeniz’in karanlık sularına atılmasının sorumlusu balıkçı kahyası Yahya ve adamları da Topal Osman’ın yoldaşlarıdır. Kayıkçı Yahya daha sonra Mustafa Kemal’in emri ile öldürülmüştür. Bu olay da aydınlatılmayı beklemektedir.''

KOÇGİRİ DE KÜRTLERİ,ERMENİLERİ VE RUMLARI BİR ARADA KATLEDER

Koçgiri İsyanının bastırılması da yine artık nerede ise Mustafa Kemal'in sağ kolu olan Topal Osman'ın başında bulunduğu 47. alaya verilir. Topal Osman ve adamları Kürt halkını katletmekle kalmazlar aynı zamanda Suşehri, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar ve Erbaa’daki Ermeni ve Rumları da öte dünyaya havale etmiştir. (Ahmet Emin Yalman’ın Topal Osman’la Mülakatı, Vakit, 19.2.1922)

MUSTAFA KEMAL'İN RAKİBİ OLAN TRABZON MİLLETVEKİLİ ALİ SÜKRÜ BEYİ ACIMASIZCA KATLEDER

Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin öldürülmesi Topal Osman'ın da sonu olur. Topal Osman’ın Meclis’te Mustafa Kemal Atatürk'ün sıkı rakibi olan 2. gurup üyesi olan Trabzon Milletvekili Ali Şükrü beyi, papazın bağı denilen bölgede bulunan evine çağırarak öldürdüğü düşünülür. Bazıları Topal Osman'ın kendi inisiyatifi ile bu cinayeti işlediğini bazıları da tersini söyler. Kesin olan Mustafa Kemal bu durumu fırsata dönüştürür ve hem muhalefetinden kurtulmuş, hem de artık kendi kontrolünden çıkan fedaisini de ortadan kaldırmış olur.

Topal Osman yaralı yakalanmasına rağmen öldürülür ve başı gövdesinden ayrılarak mezara gömülür. Ayşe Hür bir yazısında Ali Fuat Cebesoy’a dayandırarak bunu ifade ediyor.

Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın ‘tepelenmesi’ [5] sırasında sessiz kalışını biraz imalı biçimde anlatır. (Siyasi Hatıralar) O dönemde TBMM zabıt katibi olan Mahir İz, Yılların İzi adlı anı kitabında hem Ali Şükrü Bey’in yıpratıcı muhalefetinden hem de artık hizmetine lüzum kalmayan Topal Osman çetesinden kurtulmak için bir taşla iki kuş vurulduğunu söyler.

12 EYLÜL DARBECİSİ EVREN TOPALI KAHRAMAN İLAN EDER

Mustafa Kemal'in 1925 tarihinde verdiği direkt talimatı ile Topal Osman’ın cenazesi Giresun kalesine gömülür. Uzun bir sessizlik olur. Bu dönemde Topal Osman için kimse bir şey yapmaz, nerede ise yok gibi bakılır. Bu durum 1980 darbesi ile değişir. Kenan Evren 1983 yılında Giresun’a ziyaretinde Topal Osman'dan övgü ile söz eder. Uzun sessizlik artık sona erer. Bu dönem itibarı ile asker kaçağı olan Kürt, Rum, Ermeni katliamlarından direkt sorumlu olan, zenginliğini ise tehcir sırasında yağmalamalardan kazanan topal Osman Ağa artık yavaş yavaş kahraman olarak anılmaya başlanır.

Tarih 1987 yılını gösterdiğinde yerel idareciler 2 Nisan’da Topal Osman'ı anar. Susurluk skandalı ile adını duyduğumuz Tümgeneral Veli Küçük Karadeniz'de görev yaptığı dönemde Topal Osman'ın hayatından çok etkilendiğini söyleyerek İstanbul da yaptırdığı Topal Osman Heykelini Giresun'a dikilmek üzere gönderir. Dönemin CHP’li belediye başkanı heykeli dikmeyi kabul etmez ve depoya kaldırır. Daha sonra asker devreye girerek 2001 yılında gönderilen topal Osman heykelini yine ibretlik olacak eski türkçe yazısı ile (sonra latin alfabesine dönüştürüldü) ‘Pontusçuların imhasındaki hizmetleri’ ifadesiyle Giresun meydanına diker.Daha bir kaç hafta önce CHP Giresun milletvekili[6] Topal Osman'ın aklanması için Hulisi Akar'a gensoru önergesi verdi

YA NEYE BAĞLILIK SÖZÜ VERDİĞİNİZE DİKKAT EDECEKSİNİZ YA DA HRANT, TAHIR ELÇİ DEMEYECEKSİNİZ

İşte tamı tamına Topal Osman budur söylediklerimin çok eksiği var fazlası yoktur. Televizyon şovları ile yapılan mitingler de bağlılk gösterdiğiniz şey tamı tamına bu. İktidarı kaybetmemek ya da iktidar sahibi olmak için yaptığınız şeyin farkında mısınız. İktidarı ve muhalefeti ile biz Pontoslu Rumları aşağılamayı da bir tarafa bırakıyorum, hemen gazetesinin önünde öldürülen Hrant Dink bu zihniyet tarafından öldürüldü. O Amed'in tarihine kurban olan Tahir Elçi'yi dört ayaklı minarenin önünde öldüren zihniyet yine aynıdır. Yarın aynı şey kalkıp sizi vurduğunda neyden şikayet edeceksiniz.Yani ya mazlum'un, ya zalimin yanında olacaksınız, bir taraftan halkların acımasız katili Topal Osman'ı övüp, diğer yandan Hrant'ı ve Tahir Elçiyi anamazsınız . Allah aşkına nasıl bir iktidar arzusu böyle bir deliliğe razı olabilir.Hala geç değil, böylesi dedilik hallerinden dönmek için.

Topal Osman kimdir ? sorusuna  uzunca verdiğim cevaptan  sonra 2011 senesinde Bafra hapishanesindeyken yazdığım  'Topal Seni' şiirini de sizlerle paylaşmak ıstiyorum . Bu şiiri yazmamda ki gaye aslında vefasız olan Giresun'a sitemimi ifade etmekti. Niye mi sitem ediyorum; Çünkü ömrü yettiğince Giresun'a belediye başkanı olarak hizmet etmiş olmasına rağmen sırf Rum olduğu için hemşehrileri Kaptan Yorgi'yi unutmayı, hatırlamamayı tercih edip , onun yerine yaşadığı dönem de Giresun'u haraca bağlamış, haraç vermeyeni ya dağa kaldırmış ya da katletmiş, Rumların, Ermenilerin, Kürt halkının, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının aynı zaman da Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin katili Topal Osman'ı onure etmeleri ve Giresun meydanına anıtını dikmeleridir.

TOPAL SENİ

Hay uğursuz topal I hay uğursuz I Seni de dikmiş Giresun seni
Orta yerine meydanın I Seni de almış koynuna seni I Seni de kanlı hançer seni I Seni de ittihatçı kasap seni

Dikilmişte orta yerine meydanın I Güler bize otuz iki dişiyle I Ey gidi Giresun ey I Ey gidi celladına sevdalı ey I Dört yanını sis mi aldı da I Görmezsin topalın uğursuz yüzünü

Bilmez misin? I Suphi’yi Onbeşleri kanlı ocağı I Trabzon, Ordu, Amasya, Samsunu I Samsun’un Bafrası I Bafranın Nebiyanı I Nebiyanda Meryem Ana’yı I Haftaca kanayan dereyi I Öksüz Rum çocuklarını I Sürgünleri I Şeytan deresi ölü soyucuları I Hangi birini anlatayım sana I Hangi birini

Gözü dönmüş, kanı bitlenmiş topal seni I Seni gidi halklar kasabı seni I Seni de başımıza kahraman mı I diktiler seni I bekle otuz iki dişinle uğursuz seni I bekle “ucube” seni bekle I bekle halklarımızın kasabı seni bekle I dağılsın hele bekle dağılsın I bilincimizi saran karabulutlar I dağları asi I dalgaları hırçın
bir fark etsin I o tatlı meyvesini I nasırlı ellerindeki kuvveti

O AN

Seni uğursuzun yamağı I Seni ittihatçı besleme seni I Söküp atacağız seni I

Az kaldı I Bak

Yavaş yavaş dağlarımızdaki rüzgar I Yelkenimizi yarına dolduruyor I Emekçi halklarımız vardı varıyor I Nasırlı ellerindeki geleceğin farkına I Dağlarımıza ektiğimiz rüzgar I Bilincimizde fırtınaya dönüyor I Dağıldı dağılıyor bulutlar I Bilincimizin berrak mavisinde I Yeşili dağlarında I Horona duruyor yarınlarımız I Bekle bizi bekle I geliyoruz. I Bafra hapishanesi I Haziran 2011

Yannis Vasilis Yaylalı

.................................

Kaynaklar:

1) Arif Cemil, 1. Dünya Savaşında Teşkilat-ı Mahsusa

2)Ayşe Hür http://www.birikimdergisi.com/…/cagimizin-bir-baska-kahrama…

3)Ayşe Hür http://www.birikimdergisi.com/…/cagimizin-bir-baska-kahrama…

4)http://www.birikimdergisi.com/…/cagimizin-bir-baska-kahrama…

5)http://www.birikimdergisi.com/…/cagimizin-bir-baska-kahrama…

6)http://barisicinaktivite.com/pontos-soykiriminin-100-yilin…/